İmparatorluk Hazinesi

Padişahlar; çok büyük tarihî, maddi ve manevi değere sahip olmalarının yanı sıra, her biri birer sanat eseri niteliğinde olan hazine eşyasını törenlerle seyrederler ve ecdat yadigârı olan bu hazineyi daha da zenginleştirmeye özen gösterirlerdi. Hazine eşyaları sandık ve dolaplarda muhafaza edilir, bu sandıklar ve dolaplar ancak padişahlar hazineyi ziyaret ettiklerinde açılırdı. Sultan Abdülmecid (1839 - 1861) döneminde bu usul bozularak hazine eşyalarından bir kısmı teşhire konulmuştur. Sultan Abdülaziz (1861-1876) ve Sultan II. Abdülhamid (1876-1909) zamanlarında da hazine eşyalarının teşhir edilmesine devam etmiştir. İşte, Osmanlı padişahlarına ait değerli eşya ve paranın saklandığı Enderun Hazinesi (Hazine-i Hümâyun) bölümünde bugün söz konusu hazine eşyaları sergilenmektedir. Topkapı Sarayı 1924’de müze olduktan sonra hazine eşyası sınıflandırılmış ve bu sınıflandırma doğrultusunda Müze birimleri oluşturulmuştur. Saray hazinesinin büyük bir bölümünü, elçi kabullerinde, sultanların evlilik merasimlerinde, doğumlarda ve şehzadelerin sünnet düğünlerinde padişahlara takdim edilen hediyeler oluşturur. Hazinede bulunan bu hediyelerden bazıları dünyanın dört bucağından getirilmiş olan hediyelerken, bazıları yerli sanatkârların padişahlara sunmuş oldukları ve karşılığında onlardan ihsan ve destek görmelerini, yeni siparişler almalarını sağlamış olan eserleridir. Öte yandan padişahlar da zaman zaman yabancı ülke hâkimlerine hediyeler göndermişlerdir. Ancak bu hediyelerden bazıları çeşitli nedenlerle yerlerine ulaşamamış ve Saray hazinesine geri dönmüştür. Sultan I. Mahmud tarafından Nadir Şah’a gönderilen zümrütlü hançer ile zümrüt ve elmaslarla süslü ok ve yay torbaları, Saray’a geri dönen bu hediyeleri teşkil eder.

Saray hazinesinde bulunan diğer eserler arasında, devlet adamlarının, ölümlerinin ardından hazineye dâhil edilen kıymetli eşyaları ve ganimetler de bulunmaktadır. Ayrıca, Safevî hükümdarlarından Şah İsmail’e ait kemer, pazubent ve kupa ile erken Safevî dönemi maden işçiliğinin en gözde parçalarından olan tutya kaplar, Saray hazinesindeki ganimet eşyalarındandır.

Topkapı Hançeri Üzerinde çok değerli zümrüt ve elmasların yanı sıra Londra'da üretilmiş bir saatin bulunduğu bu hançer, Topkapı Sarayı Müzesi’ni soymaya dair bir planı konu alan, Oskar ödüllü Topkapı (1964) filminde geçen olayların merkezinde yer almıştır. Hançer’in gerçek hikâyesi de ilginçtir. Hançer, Sultan I. Mahmud tarafından Nadir Şah’a hediye edilmek üzere yaptırılmıştır. Ancak Şah’ın ölümü nedeniyle Topkapı Sarayı’nın hazinesine iade edilmiştir. Saray hazinesinde bunların yanı sıra, Cumhuriyetin ilanından sonra Yıldız Sarayı’ndan getirilmiş olan eserler de yer almaktadır. Padişahların Hz. Muhammed’in kabri için yaptırarak Medine’ye göndermiş oldukları eşyalar da hazinede bulunan eserler arasında önemli bir yer tutmaktadır. Bu eşyaların arasında, Sultan III. Murad (1574-1595) tarafından yaptırılmış, altın ve cam askı kandil, Sultan Abdülmecid tarafından yaptırılmış bir çift, üstü elmaslarla bezeli ve kitabeli som altın şamdan özellikle dikkat çekicidir. Sultan Abdülmecid’in kızı Cemile Sultan tarafından gönderilmiş altın üstüne minekâri buhurdan ve gülabdan da bu eşyaların arasında yer alır. Söz konusu eşyalar, Birinci Dünya Savaşı sırasında Hicaz Muhafızı olan Fahrettin Paşa tarafından, korunmaları amacıyla Hazine’ye geri gönderilmiştir.

Değerli taşlarla bezeli hazine askıları; tahtlarda, sultanların oturduğu odaların kubbe ve tavanlarında, geçtikleri kapıların girişlerinde kullanılmış olan süs unsurlarıdır. Ayrıca Hz. Muhammed’in Medine’deki türbesi için yaptırılmış olan askılar da vardır. Sultan I. Ahmed (1603-1617), Sultan III. Mustafa (1757 - 1774), Sultan I. Abdülhamid (1774-1789), Sultan III. Selim (1789 - 1807), Sultan II. Mahmud (1808-1839) ve Sultan Abdülmecid (1839-1861) tarafından yaptırılan askılar ise, üzerlerindeki tuğra ve kitabeleriyle tanınırlar. Sorguçlar Osmanlı padişahlarının ve şehzadelerinin kullandıkları takıların başında gelir. Üzeri zümrüt, yakut, elmas ve inci işlemeli altın sorguçlar, zarif kuş tüyleri ile beraber kavukların üstüne takılırdı. Daha az gösterişli olanları ise devlet adamlarına aitti.

Hazine silahları; kılıçlar, hançerler, pala, yatağan, ok ve yay torbaları, zehgirler (ok atma yüzükleri), miğferler, tabancalar, kale tüfekleri ve topuzlardan oluşur. Değerli taşlarla süslü bu eserler arasında en öne çıkanları şunlardır: Yavuz Sultan Selim’in (1508-1520) necef kabzalı, kitabeli hançeri; Kanuni Sultan Süleyman’ın (1520-1566) metal işçiliğinin en güzel örneklerinden biri olan kitabeli ve usta imzalı yatağanı; Alman İmparatoru II. Wilhelm’in hediyesi tabanca.

Hazine bölümünde mevcut olan eserler arasında, Hazine’nin birinci odasında sergilenmekte olan tahtlar en önemli yere sahiptir. Cülûs ve bayram törenlerinde kullanılan, ceviz üstüne som altın levhalarla kaplı, üzerinde zebercetlerin kakılı olduğu taht (Bayram Tahtı), 16. yüzyıl kayıtlarından varlığını bildiğimiz altın tahtın tarifine uymaktadır. Sultan I. Ahmed’in (1603 - 1617) Arife Tahtı ise, Osmanlı sedefçiliğinin eşsiz örneklerinden biridir. Ceviz üstüne bağa, sedef ve kıymetli taşlarla tezyin edilmiş olan bu taht, bir dönem sedefkârlık da yapan Mimar Mehmed Ağa tarafından yapılmıştır. Öte yandan, Sultan IV. Murad (1623-1640) tarafından Bağdat Seferi’nde kullanılan taht, abanoz ağacından yapılmıştır. Üstü sedef ve fildişi kakmalı olan bu taht, form olarak Bayram Tahtı’na benzer. Sultan I. Mahmud’a (1730-1754) İran hükümdarı Nadir Şah tarafından diplomatik armağan olarak gönderilen ve yıllarca Şah İsmail tahtı olarak bilinen taht ise, ağaç üstüne mineli ve mücevherli altın levhalarla kaplıdır. Tahtın biçimi ve yapımında başvurulan kuyumculuk teknikleri, bu tahtın 18. yüzyıl Müslüman Türk İmparatorluğu (Bâbürlüler) döneminde Hindistan’da yapıldığını göstermektedir. Hazine’de bugün mevcut olan eserler genellikle 16 ila 19. yüzyıllara ait olmakla birlikte, Hazine, Bizans, Memluk ve Selçuklu dönemlerinden eserler de içermektedir. Bunların arasında, Hz. Yahya’nın, Bizanslılardan kalan ve mücevherli mahfazalar içinde bulunan kafatası, el ve kol kemiklerini; 14. yüzyıla ait Memluk kandillerini ve Selçuklu dönemine ait, ahşap oymacılığının şaheserlerinden olan, kitabeli Uluğ Bey çekmecesini saymak mümkündür. İmparatorluk ekonomik sıkıntıya düştüğünde zaman zaman bazı hazine eşyalarının bozdurulmuş olduğu ve bu paranın yeni ihtiyaçlar için kullanılmış ya da harcanmış olduğu bilinmekte, ancak değeri yüksek sanat eserlerine ve ecdat yadigârı olan eşyalara el sürülmediği anlaşılmaktadır.

Kaşıkçı Elması, Saray Hazinesi’nde özel isimleri olan tarihî elmasların en büyüğü ve en meşhurudur. 86 karat olan bu armut biçimindeki elmasın etrafı 49 adet iri pırlantayla çevrilidir. Birçok elmas uzmanı Kaşıkçı Elması’nın, 19. yüzyıl başında kaybolan tarihî Pigot elması olabileceğini kanıtlamaya çalışmıştır. Ancak bu elmasın 1680’lerin başında Saray Hazinesi’ne satın alma yoluyla girdiğini, bir rûznâmede (olayların zaman sırasına göre yazılmış bulunduğu defter) yer alan kayıttan öğreniyoruz. Kaşıkçı Elması’nın Saray’a gelişi hakkında çok değişik görüşler ileri sürülmüştür. Ancak bu görüşler içinde en kabul edilebilir olanı, Sultan IV. Mehmed (1648-1687) döneminde Defterdar Sarı Mehmed Paşa’nın kaleme aldığı Zübde-i Vekaiyat (Olayların Özü) adlı eserde ileri sürülen görüştür. Mehmed Paşa bu eserinde 1090 (Mayıs 1679) olayları sırasında Kaşıkçı Elması’nın bulunuş öyküsünü şöyle anlatır: “Eğrikapı semtindeki çöplükte yuvarlak bir taş bulunmuş ve yaymacı üç kaşığa değişerek hırdavat arasına bırakmıştı. Sonra gösterdiği kuyumculardan birisi bu taşı 10 akçeye satın almış ve kendi meslektaşlarından birisine göstermişti. Taşın elmas olduğu anlaşılınca o da hisse talep etmiş, bu yüzden aralarında münakaşa çıkmış, sonunda olay kuyumcubaşıya aksetmişti. O da her iki kuyumcuya birer kese akçe verip taşı ellerinden almıştı. Daha sonra Vezir-i Azam Mustafa Paşa Hazretleri bu taştan haberdar olmuş ve kuyumcubaşıdan almaya karar vermişti. Ancak vaziyet padişaha aksetmiş, o da bu taşın Saray’a gönderilmesini emretmişti. Hasılı, taş meydana çıkarılıp, işlettirilince 84 karat büyüklüğünde eşsiz bir elmas olduğu anlaşıldı ve padişah tarafından zapt edildi. Bu vesileyle kuyumcubaşıya kapıcıbaşılık ve birkaç kese akçe ihsan edilmiştir”. Söz konusu elmasın 84 karat ve 86 karat olarak kayıtlarda değişik geçmesinin nedeni metrik ve antik karat sistemleri arasındaki farktan ileri gelmektedir.

Sultanlara Gönderilen Armağanlar Sultanlara gönderilen armağanlar arasında şunları sayabiliriz: Hint işi taht; henüz şehzadeliğinde Sultan Abdülaziz’e Hint Müslümanları tarafından gönderilen, değerli taşlarla süslü, mineli iki küçük heykelcik; Sultan II. Abdülhamid’e 25. saltanat yıldönümü armağanı olarak İran Şahı Muzafferüddin tarafından gönderilmiş olan değerli taşlarla bezeli kılıç; Rus Çarı II. Nikola’nın gönderdiği Faberge imzalı, üstünde değerli taşlarla süslü bir arma bulunan yeşim kap; Fransa’dan gönderilen ibrik, leğen ve sehpası; Hint Müslümanları tarafından hediye edilen elmaslarla süslü abanoz baston.