Silahlar

Osmanlı ordusunun kullandığı silahlar çeşitli imalathanelerde üretilerek cebehânelerde (silah deposu) korunur, burada silahların düzenli olarak bakım ve tamirleri yapılırdı. İlk Osmanlı cebehânesi Edirne’de kurulmuştur. İstanbul’un fethinden sonra, Saray’ın Birinci Avlusu’nda yer alan Aya İrini Kilisesi, Fatih Sultan Mehmed tarafından cebehâne hâline getirilmiş ve 19. yüzyıl sonuna kadar da bu amaçla kullanılmıştır. 1846 yılında Tophane Müşiri Fethi Ahmet Paşa’nın girişimleriyle Aya İrini Kilisesi, Mecma-i Esliha-i Atika ve Mecma-i Asar-ı Atika (Eski Silahlar ve Eski Eserler Müzesi) adı ile İstanbul’un ve Türkiye’nin ilk müzesi olmuştur. Topkapı Sarayı’nın müze olarak kullanılmaya başladığı 20. yüzyıl başlarına kadar da silahlar burada muhafaza edilmeye devam etmiştir. Burada sergilenen silahlar, günümüzde dünyanın en zengin silah koleksiyonlarından birine sahip olan Askeri Müze koleksiyonlarının temelini oluşturmuştur. Topkapı Sarayı Müzesi’nin Arap, Emevi, Abbasi, Memluk, İran, Türk, Kırım-Tatar, Hint, Avrupa ve Japon kültürlerine ait 52.000 adet silahtan oluşan koleksiyonu, 1300 yıllık geniş bir zaman dilimini kapsayan örnekleriyle dünyanın bu alandaki sayılı koleksiyonlarından biridir. Bir bölümünü cebehâneden intikal etmiş olan silahların ve Saray muhafızları tarafından kullanılmış silahların oluşturduğu koleksiyonun en dikkate değer bölümünü ise, bizzat padişahların siparişi üzerine ya da padişahlara hediye edilmek için özel olarak imal edilmiş olan, Saray’ın özel koleksiyonuna ait silahlar oluşturmaktadır. Fatih Sultan Mehmed, Sultan II. Bayezid, Yavuz Sultan Selim, Kanuni Sultan Süleyman, Sultan II. Selim, Sultan III. Mehmed, Sultan I. Ahmed gibi birçok Osmanlı padişahına, sadrazam, paşa, silahdarağa gibi üst düzey devlet adamlarına ait silahlar, ince işçilikleri ve bezemeleriyle göz doldurur. Koleksiyonda, sanatsal değeri yüksek örneklerin çeşitlenmesini sağlayan önemli bir etmen de, ganimet yoluyla ele geçen değerli silahların Saray’a alınması geleneğidir.  Koleksiyonun en erken örneklerini, Emevi ve Abbasi halifelerinin 7.-13. yüzyıllara tarihlenen kılıçları ile 14.-16. yüzyıllara tarihlenen ve aralarında kılıç, miğfer, zırh takımları, alem ve baltaların da bulunduğu Memluk silahları oluşturur. Yavuz Sultan Selim’in Mısır’ı fethetmesinden sonra ganimet olarak Saray’a getirilen bu örneklerin içinde yer alan ve Kayıtbay, Kansuh el-Gavri gibi Memluk sultanlarının adını taşıyan silahlar, sadece dönemlerinin silah teknolojisini yansıtmakla kalmaz, aynı zamanda sanatsal açıdan da büyük değer taşır. Öte yandan, ganimet ya da hediye olarak Saray koleksiyonuna girmiş olan İran silahları grubu; yay, kılıç, balta, mızrak, alem, zırh ve miğfer gibi örneklerden oluşur. İslam maden sanatının ince işçiliğini ve süsleme zevkini yansıtacak çeşitliliğe sahip olan Memluk ve İran silahlarının yanı sıra, çeşitli Avrupa devletlerine ait silahlar ganimet yoluyla, Kırım-Tatar, Hint ve Japon silahları ise hediye yoluyla Saray koleksiyonuna girmiştir.

Koleksiyonun sayı ve çeşit açısından en zengin bölümünü Osmanlı silahları oluşturur. Koleksiyonda Osmanlı ordusunun en özgün silahları olarak yer alan, ok ve yay gibi atıcı silahlar, ateşli silahların ortaya çıkışından sonra da kullanılmaya devam etmiştir. Bu silahlar, 16. yüzyıldan 19. yüzyılın sonuna kadar ise, okçuluk sporunda kullanılmıştır. Koleksiyonda Sultan II. Bayezid tarafından yapılmış yaylar da bulunmaktadır. Mızrak, cirit gibi delici silahlar; kılıç, yatağan, meç, pala, hançer, kama, cenbiye, teber ve baltalardan oluşan kesici silahlar; bu silahlardan korunmak üzere geliştirilmiş olan miğfer, kalkan, zırh, at alın zırhları gibi silahlar, koleksiyondaki Osmanlı silahlarının diğer türleridir. Hareket kabiliyetini engelleyen zırhlara Osmanlı ordusunda çok fazla itibar edilmemiştir. Osmanlılar, Avrupalı şövalyeler gibi baştan ayağa kadar zırha bürünmemişler, sadece vücudun en çok tehlikeye maruz kalan kısımlarının korunmasına dikkat etmişlerdir. Koleksiyonun bir diğer önemli bölümünü de 16. yüzyıldan itibaren tarihlenen tüfekler ile çoğu 18. yüzyıl ve sonrasına tarihlenen tabancalardan meydana gelen ateşli silah örnekleri oluşturur. Fitilli, çakmaklı, kapsüllü ateşleme mekanizmaları ile ateşli silahların gelişimini yansıtan bu silahlar, üretildikleri dönemin süsleme üslubunun yanı sıra İstanbul, Kafkasya ve Balkanlar’ın bölgesel formlarını ve süsleme zevkini de yansıtır. Bunların dışında şeşber, topuz gibi vurucu silahlar, tuğ, sancak ve alem gibi hâkimiyet ve devlet sembolleri ile söğüt kalkanlar koleksiyonun önemli parçalarıdır. Osmanlı İmparatorluğu’nda kullanılan silahların hemen hepsi ince işçiliğin yanı sıra süsleme sanatı yönünden de zengin örnekler sergiler. Kılıç, hançer, meç, kalkan, miğfer, zırh, tüfek, tabanca gibi silahlarda madeni aksamın üzerine altın ve gümüş kakma, kabartma veya kazıma tekniğinde işlenmiş bitkisel bezemelerin içine ayetlerin, manzum kitabelerin, silahı yapan ustanın ya da silah sahibinin isimlerinin yerleştirilmesi, sıkça karşılaşılan bir durumdur. Ok ve yaylarda ahşap zeminlerin kalem işi ve lake tekniğiyle bezendiği, kılıç, tüfek ve tabanca gibi silahların ahşap aksamının ise ise kemik, fildişi, altın ve gümüş aplike veya kakmalarla bezenmiş ve değerli veya yarı değerli taşlarla zenginleştirilmiş olduğu görülür. Osmanlı İmparatorluğu’nun 14. yüzyıl başlarından 18. yüzyıl sonlarına kadarki üst düzey mali durumu, burada silahın bir savaş aracı olarak gelişimini sağladığı kadar bir sanat eseri niteliği kazanmasına da neden olmuştur. Değerli maden ve taşlarla yapılan çeşitli süsleme ve bezemeler, silahı soğuk görünümünden çıkararak günlük giyim kuşamın bir parçası hâline getirmiştir.